Gezdirenin Kendine Yeni Rol Arayışı

Gezi nedir? Ne işe yarar? Geçen Sakallı Celal’in gençliği bulmak için arşınladığı gibi, İstiklal’in pazar günü tenhasında bir aşağı bir yukarı yürüyüp insanları ve hallerini süzerken bir arkadaşım dedi: “Abi, seni yıllardır tanıyorum ama bugüne kadar ne neler yaptığını ne de ne düşündüğünü biliyorum.” Tanış olmak, geçirgen olmayı da barındırıyor. Tanış olduklarına çok alan verirsen kendine kalmıyor. Ben kendime rehberlikle beraber öyle bir yol çizdim ki, kendimi anlatmadan, kim olduğumu yansıtmadan grubun güvenini kazanmaya çalışıyorum. Ve inanın ki öz geçmişimi anlatsam veya oraya yıllardır gittiğimi, herkesle kanka olduğumu göstersem daha az emek dökerim.

Bu yazı biraz geçirgen olacak, sizin için düzenlediğim yazılarım gibi Batılı bir çatısı olmayacak, Anadolulu beynimin içi gibi akışkan olacak. Asıl mesele ise insan neden gezer? Ben bunu çok kez sorguladım. Gezdirdiğim insanlara sordum, ArkeBlog’da bir yazı da yazdım. Size gezinin ne olduğunu, nasıl başladığını anlatmayacağım bu yazıda ya da benim nasıl bu işe meylettiğim ile ilgili değil... Gezdiren ile gezdirilen arasındaki diyaloğu kurmayı deneyeceğim.

Gezmek, aynı yürümek gibi çok kişisel bir deneyim. Bir tura katılıp da gezdirilen olan ise bu biricikliği grupla paylaşıyor. İş kişisellikten çıkıyor. Bunun artı yanları var. Senin için birisi planlıyor, yer seçiyor, ihtiyaçlarını düşünüyor. Sana şıkır şıkır gezme işi kalıyor. Ama hayat gibi çift yönlü bir edilgen bir eylem gezdirilmek. Eksileri de var. Alışkanlıklarından ve istediklerinden bir miktar vazgeçerek grubun dinamiğinde, ortalamada bir yerde kalman gerekiyor.

Gezdirmeyi yapan kişi ise ister istemez grubun gözdesi, sözü dinleneni oluyor. Gezdiren olmak öyle ki, o gömleği paylaşmaya çok da müsaitlik veren bir iş değil. Gezdirmenin edilgenleşmesi, karşılıklı bir biçim alması işin tabiatında pek yok. Yani interaktif bir gezdirme mümkün olamıyor. Gezdirilen bir iki soru sorabiliyor ve bu sorular genellikle kendisine çok şahane gelse de daha önce orada bulunmamış veya o konuya hakim olmayanlarca ilk sorulan sorulardan olduğu için daha önce başka bir gezen tarafından sorulmuş bir tekrar olmakta ileri gidemiyor. Bir de soru sormayı bir varlık gösterme gibi algılayan ve iktidar mücadelesi veya "Verdik parasını, soracağız tabii" gibi düşünüp bağlamdan kopuk sorular soranlar var ki, varlıklarını dillendirmek dışında bunlardan bahsetmeyeceğim.

Uzun zamandır bir gezinin interaktif, yani gezdiren ile gezdirilen arasında ortaklaşa gerçekleşmesinin nasıl mümkün olabileceğini düşünüyorum. "Burada kaç dakika duralım?", "Ne yemek istersiniz?", "Orası yerine buraya daha fazla mı zaman ayıralım?" gibi sanki gezi demokratik katılımlı bir aktiviteymiş gibi rollenmenin dışında, bunun nasıl olabileceği arayışındayım. Sanırım bir çözüm buldum. Bundan sonra deneyeceğim. Bu yazı da aslında bu denemenin nasıl olmasının düşsel yolculuğunun kaleme dökülmüş hali olarak huzurunuzda…

Gezdirilenin motivasyonu; yeni yer görmek, orayı fotoğraflamak, yakınlarına hava atmak, parasını harcamak için farklı yöntemler geliştirmek, zamanı paylaşmak, bir şeyler öğrenmek veya deneyimlemek olabiliyor. Bunların çoğu da insanın sosyal bir canlı olması ile ilişkili. Toplumsallaşarak yaşamak nasıl insan canlısının sosyal bir durumu ise, gezdirilmek de aynı psikolojik durumdan kaynaklanıyor. Gezdiren için ise durum farklı ve değişken. Gök ile arasındaki çalışma alanına insan yapımı bir engel bulunmasını istememesi, gezdiren iken büründüğü rolün kendi minik iktidar alanındaki hazzı bunlardan bazıları. Yeni yerlere gitmek ve onunla ilişkili durumlar ise gezen ve gezdiren için ortak. Peki gezdirilenin statik durumu, manik bir duygu yoğunluğuna gelmeden katılımcı bir biçime dönüşebilmesini nasıl sağlayabilirim?

Geziye ilişkin kavramlar oluşturmak ve bunların içini doldurmak ilk defa yaptığım bir şey değil. Mesela yıllar önce içinde arkeoloji olan yürüyüşlere bir branş gibi isim arayışına girip ArkeoTrek diye bir şey uydurmuşluğum var. Sadece bizim dilimizde olan ama Anadolulu olmayanların bile kolayca anladığı bu terim artık daha geniş bir kitle tarafından kullanılıyor. Sanki üzerine oturduğum bir yerimden çıkmamış gibi sahiplenilmiş durumda. Ya da gezdirme görevini kendine iş edinmiş şirketlerin, organik bir biçimde yaptığım gezilerin içeriklerine kaydığını görüyorum. Mesela pandemi döneminde, paramızla kaç paket daha makarna alabileceğimizi ve bunun üzerinden porsiyonlarımızı hesapladığımız bir dönemde "online gezi" diye bir şey uydurup sonrasında bunun “prestijli” acenteler tarafından ilkmiş gibi tekrarlandığını gördüm. Şimdi ise olayı sahada dönüştürmeyi hayal ediyorum.

Geziler için bir konsept belirlemek, gezdirilen yer için bir kitap hazırlamak yeterli gelmiyor artık. Biraz daha farklı bir şey olmalı. Kiminiz bunun üzerinde yaklaşık iki senedir düşündüğümü biliyor, çünkü arada gezilerde soruyorum. Bir şey hayal ettim ve bunun olgunlaşmasına hevesleniyorum. Gezilerin bazılarını biraz meddah, biraz orta oyunu havasına çekemeye çalışacağım. Buna Puslu Kıtalar Atlası içeren Galata gezisi ile başladım. Ferhan Şensoy ile Mekteb-i Sultani hallerini içeren bir Beyoğlu gezisi ile devam edeceğim. Eski ile olan yakın münasebetimden dolayı gezinin ana iskeleti aynı kalacak, gezi için kitapçık da olacak. Ancak anlatım dili ile oynayacağım. İlk denememde, ilk defa biri "Bütün turların bu kadar eğlenceli mi?" diye sordu. "Yok aslında, kürsüdeki hoca kadar didaktik ama Beyoğlu benim evim ve kendimi en ait hissettiğim yer. Aslında onunla ilgili," diyemedim. İşte, diyebileceğim bir ambiyansı yaratmaya çalışacağım. Bunun oturması için zamana ihtiyaç var. Yani şöyle düşünebilirsiniz; bir tiyatro oyunu onlarca kez prova edilip sahnelendiğinde bile henüz tam olgunlaşmış olmuyor. Seyirci ile buluşması ve seyircinin verdiği tepkiler, oyunun nihai halini almasını sağlıyor. Bu durumda görev size düşüyor. Oturması için gezilere katılmanız gerekiyor.

Ben bunu nasıl yapacağım peki? Oyunculuk eğitimim var mı? Elimdeki tek oyunculuk eğitimi; yatılı okuduğum okuldan kaçıp da çok sarhoş olduğum için sadece ön kapıdan girebilecek bir durumdayken, sarhoş olduğumu çaktırmamanın sahnelenmesi. Bu sayede bugün gürz gibi içebiliyorum. Gerçi son yıllarda içme kaslarımı çok az çalıştırır oldum. Pratiğimi umarım kaybetmemişimdir. Alaylı olmaya güveniyorum. Mektepten atıldığımdan beri hayattaki duruşum alaylı olmak. Kendim denemek, deneyimlemek ve paylaşmak. O zaman: “Hak dostum Hak!”

Peki bu gezi deneyimine ne isim vereceğiz? Puslu Kıtalar Atlası, Kalemimin Sapını Gülle Donattım, Kar ve Tekvin ile başlayan bu yolculuğu, Anadolular için anlaşılır bir biçime nasıl sokacağım?

Gezmek Bir Anlatıdır
Arkeo Akademi Blog

Tüm Yazıları Görüntüle

ArkeoBlog

Blog yazı listesine geri dönmek için aşağıdaki butona tıklayınız.